MURAT's profileMURAT'SPACEPhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Blog


    November 30

    seni sewiyorumm

     

    elif dedim

     
    November 02

    mümkün müydü???

    İçimdeki onca kalabalığa rağmen yalnızım...Meğer ne çokmuşsun bende...Sen gittiğini sandın değil mi?Ben de öyle sanmıştım...Ama hayır...Her şeyinle kalmışsın, giden sadece bedenin olmuş.Ruhun bende kalmış, gözlerin bende...Hasretin bende kalmış, özlemin bende...Sen bende kalmışsın, ben yalnızlığın içinde...

    Gözlerinin karasında şimdi gecelerim...Susuşlarının sessizliğinde hayallerim...Sessiz çığlıklar biriktiriyor yüreğim...Yağmura inat akıyor gözyaşlarım...Engel olamıyorum, engel olmak istemiyorum.Yüreğimdeki bulutların resmidir onlar.Onlar katıksız bir sevdanın isimsiz şahitleridir.Dokunamam ki onlara...Onlar, bana senden tek hatıra...

    Yağmur yağıyor bugün yine...Yüreğimin en kuytu köşelerine vuruyor damlaları...Sen de böyle bir günde gitmiştin...Yine yağmur yağıyordu, yağmura karışıyordu gözyaşlarım....Sen anlamıyordun sevgili...Yüreğimden akanları yağmur sanıyordun.....
    Bir sevda daha yağmura karışıyordu ve damla damla eriyordu aşk...Gözlerimizin önünde bir bitiş sahneleniyordu ve son perdeyi oynuyorduk ikimiz.......Peki ama neden bu kadar zordu "Hoşçakal" demek?Zordu ; çünkü senden sonra "Hoşça" kalmak mümkün müydü sevgili, mümkün müydü.....???

    Sen yüreğimde, yüreğim avuçlarımda şimdi....Yaşanmamış zamanlar, can çekişen umutlar kaldı bu sevdadan geriye...

    Şimdi gitmelerin ve bitmelerin mevsimi...Yüreğimi alıp gidiyorum ben de....Yalnızlığımı da yoldaş yapıyorum kendime...Nereye mi?Yağmurların hiç durmadan yağdığı en uzak sahillere...Belki , belki oralarda, bu sevdanın şahitleri, yağmura anlatırlar sevdamı, benim sana anlatamadıklarımı...

    ayrılıkkkk....

    AYRILIĞIN ANATOMİSİ

    Acı… Binlerce çeşidi var acının da, aşkında. Bizim yaşadığımız neydi? Aşk mı, savaş mı, intikam mı yoksa aldatmaca mı? Neydi önceleri bizi bir arada tutan, sonraysa düşman eden şey? Sordun mu hiç kendine bize ne oldu diye? Ah, bize ne oldu?.. Öyle çok düşündüm ki bu soruyu, artık anlamını yitirdi bende. Öyle çok cevap aradım ki… Ama her seferinde sanki tüm kilitler sende çözülecekmiş, sanki tüm soruların cevabı sendeymiş gibi ellerim boş döndüm zihnimin çıkmazlarına…
    Acının tüm evrelerini yaşadım ben sensizlikte, bu terk edişte… Önceleri dayanılır gibi değildi. Nefes alamıyordum sanki. Geceler hiç bitmiyordu. En çok gecelerde anladım ben seni ne çok sevdiğimi… En çok geceleri özledim teninin o bebeksi kokusunu… Bazen çıldırıyorum sanıp Allah’a dualar ettim; ne olur aklımı koru, diye… Dayanılır gibi değildi, tükenmiştim. Gözlerim o güne kadar bu denli gözyaşı dökmemişti. Çıkış bulamıyordum, aklım almıyordu.. Sen… Benim ilk ve tek ve en büyük aşkım, dokunmaya kıyamadığım, bakmaya doyamadığım yarim, bunu bana nasıl yapmıştın? Bana kıyamayan sevgilime ne olmuştu? Nasıl olup da birden bu kadar acımasızlaşmıştın? Halbuki ben… Ahh, ben seni ne çok sevmiştim… Tarif edilmez, anlatılmazdı sana olan tutkum. Sen benim hem çocuğum, hem aşkım, hem dostum, özlemim, hasretim, her şeyimdin… Öyle ki, sensizlik dünyada başıma gelebilecek en korkunç şeydi… Çoğu zaman ortada hiç bir şey yokken, ağlardım ben, ya bir gün gelirde benden bıkarsan, diye… Kara sevdamdın, duman duman yanardın gönlümde her daim. Yanındayken bile özlerdim seni. Başım omzunda otururken, akşam olacak ve ben sensiz kalacağım diye içim giderdi… Tüm bunları düşündükçe, fazla yaşamam diyordum; ben bu acıyla fazla yaşayamam…
    Yanılmışım… Meğer sensizde yaşanıyormuş. Bunu anlamam çok uzun zaman aldı. Önceleri kabul etmiyordum ayrılığı…Nasılsa bir gün gelecek ve sen bana dönecektin, yine benim olacaktın. Evet, bana tüm yaptıklarına rağmen sana kızamıyor, yine bana dönmeni istiyordum… Ben nasıl sensiz mutlu değilsem, sende bensiz mutlu olamazdın. Bir süre böyle dindirmeye çalıştım bitmeyen acımı. Sonra, yavaş yavaş asla geri gelmeyeceğini anladım. Sen yolunu çizmiştin işte. Beni geride bırakmıştın. Hem de çok geride… Bunu anlayınca önce acılarım geri döndüler insafsızca. Ama neden sonra, buna da alıştım ve kabul ettikçe rahatladım. Durum buydu. Yapacak hiçbir şey yoktu kabullenmekten başka.
    Sonra bir zaman sana beddua etmekle geçti. İnşallah mutlu olamazdın. Benim seni sevdiğim gibi severdin inşallah bir vefasızı ve benim gibi terk edilirdin.. Sen sevdikçe o kaçsın istedim. O da seni geride bıraksın istedim. Çok sev ama hiç sevilme istedim…
    Sonra bunlarda geçti. Acım yavaşça da olsa diniyordu artık. Sensizliği, terk edilmişliği kabullendim. Bu da geçecek dedim hep. Bir gün gelecek ve sen de unutulacaksın. Ve nitekim öylede oldu. Belki unutmadım seni ama artık canımı acıtamıyorsun. Kahretmiyorum senle geçen günlerime, lanetler yağdırmıyorum sana, beni bırakışına… Başkalarının acılarına bakıp teselli ettim kendimi. Ah bir bilsen ne acılar var bu dünyada… Dedim ya, acının da binlerce çeşidi var. Bir sokak çocuğunun, ufacık bir hediyeyle yaşadığı mutluluğu görüp utandım kendimden. O çocuğun gözlerindeki kederi görünce ne boş şeylere üzüldüğümü anladım. Ben aşkımızı kutsal sanırdım, ama o gün o çocuğu bir nebze mutlu edince kutsallığın ne demek olduğunu anladım ve yine utandım kendimden ve sana akıttığım yaşlardan…
    İşte böyle… Ben seni yendim. Ben sensizliğe göğüs gerdim ve sana ezilmedim. Çok şey öğrendim sayende. Artık bulanık değil gözümde hiçbir şey. Tüm sorular cevabını buldu. Hepsinin bir tek cevabı vardı… Sen beni sevememiştin!.. Tüm yaşananların tek nedeni buydu işte. Çünkü sevmek bambaşka bir şey. Sevmek; fedakarlık, sevmek; sabır, sevmek; cesaret… Her şeyden önce sevmek, acıyı göze almaktır. Ben tüm bunları kabullenerek sevdim seni. Zoru görünce kaçmadım. Senin için direndim, savaştım. Sonrada payıma düşen acıyı çektim.. Ben aşka borçlu değilim. Bedelini çok ağır ödedim. Ben aşka küskünde değilim. O görevini yaptı. Bizi karşılaştırdı ve sonrada dedi ki; aşkı bulmak herkese nasip olmaz. Mademki baş koydunuz bu işe, öyleyse gösterin yürekliliğinizi… Ben dimdik yürüdüm aşka, sense kaçtın!.. İşte her şey bundan ibaret. Durum bu… Anladım ki, mutluluk senin tekelinde değil! Yüzümün gülmesi için gözleri görmem gerekmiyor. Ben sensizde gülebiliyorum artık. Ah, bir bilsen !!!Ne çok gözyaşı döktüm ben senin uğruna, hem de senin umurunda değilken. Halbuki gözyaşları, yüreklerde saklanan incilermiş. Akıtmamak gerekirmiş boş yere. Çünkü, bir gün gelip de kendinden daha önemli şeyler olduğunu anlarsan hayatta, başını kaldırıp bakarsan çevrene göreceksin.. O inciler yürekleri dağlayarak çıkıyorlar dışarı. İşte bunun için boşa akıtmamak lazım gözyaşlarını; boşa geçirmemek lazım zamanı.
    Bana bunları öğrettiğin için, beni acı çekerek olgunlaştırdığın, en önemlisi de kutsallığın ne olduğunu anlamamı sağladığın için  sana teşekkür ederim…

     a

    October 30

    PAPATYA VE ADAM

    Sevgisiz insan, bir gün şans eseri bir çiçek
    bahçesinde bulmuş kendini, bahçedeki
    çiçekleri hiç düşünmeden ilerlemiş bir süre.
    Bir düzlüğün ortasında mola vermiş bir ara.
    Etrafına bakmış bir süre, hiç bir çiçek
    bir şey ifade etmemiş ona. Sonradan yıkılan
    bir ağaç görmüş ve onun yanında bir papatya.
    Papatya kendinden emin, o köşede yıkılan
    ağacın yanında çıkan rüzgara göğüs geriyormuş.
    Papatya o kadar güzelmiş ki...Sevgisiz insan
    sevgiyi tanımış. Buna şaşırmış. Alışamamış,
    ne yapması gerektiğini bilememiş. Pek tabii
    bildiğini sanmış... Papatyayı sevmiş, okşamış,
    rüzgar ona zarar vermesin diye araya girmiş
    oturmuş... Papatya bir süre tekrar dikleşmiş.
    Papatyanın zarar görmesinden öylesine
    korkuyormuş ki, böylesi bir güzelliğin sonsuza
    dek sürmesini, o kadar çok istiyormuş ki...
    Papatyanın, ellerine dokunduğu her an, onu
    hissettiği her an kendini dünyanın en mutlu
    insanı hissediyormuş... Sevgiyi öğrenen adam,
    gerek papatyayı korumak için gerekse ona olan
    doyumsuzluğundan dolayı papatyayı koparmayı
    ve yanına almayı istemiş. Onu bu bahçeden
    koparmak ona çok doğru gelmiş çünkü, onu
    yanında hep koruyabilecek, sevebilecekmiş.
    Papatyayı hiç düşünmeden çekmiş,
    koparmaya çalışmış, papatya buna direnmiş,
    direnmiş. Seven adam anlayamamış
    bu direnci, daha da güçle yüklenmiş papatyaya.
    Aklı o zaman neredeymiş, kim bilir...
    Papatya gün geçtikçe solmuş, solmuş...
    Adamın gölgesi onu öyle bir kapıyormuş ki,
    soluk almasını engelliyormuş. İşin garibi
    adam bunu görsede anlayamıyormuş,
    papatya soldukça üzerine daha çok titriyor,
    iyice kapıyormuş güneşini. Sevmeyi yanlış
    öğrenen adam, en sonunda dayanamamış
    ve papatyayı tüm gücüyle kendine çekmiş.
    Tüm dünyaya ne mutlu.. Ve o salak adama
    ne mutlu ki, papatya herşeye rağmen
    direnebilmiş gücü kalmasa da. Ama bu
    direniş o kadar büyük bir güç gerektirmiş ki,
    o herşeyden çok sevdiği papatya boynu bükük
    kalmış... Seven adam işte o noktada her şeyi
    görmüş ve anlamış, yaptığının acısı ona
    öyle bir koymuş ki, sendeleyip yere düşmüş.
    Hayatında tanımadığı acıyı çekmiş adam.
    Hayatta kendini ilk defa haksız, ilk defa
    bencil, ilk defa küçük hissetmiş. Ağlamak
    para etmezmiş, üzülmekte. Güneş de
    hemen fayda etmezmiş papatyaya.
    Sevmiş adam, bir çiçeğe nasıl davranması
    gerektiğini görmüş gözündeki perdeler
    kalkınca... Ağlayarak çiçeğin yanında durmuş,
    rüzgara karşı kendini siper etmiş yine ama
    çiçeği ne koparmaya çalışmış bir daha, ne de
    üzerinde gölge etmeye... Papatya, tekrar mutlu
    bir şekilde bütün asilliğiyle ve gücüyle dimdik
    ayakta durana kadar bekleyecekmiş öylece,
    yakınında olacakmış çünkü, çiçeğin ona ihtiyacı
    olacağı bir zaman olursa o da o anda çiçeğinin,
    papatyasının yanında olacakmış. Seven adam,
    papatya onu bir daha hiç sevmese bile, onu
    sonsuza dek sevecekmiş, çiçek isterse uzakta,
    çiçek isterse yakında... Çünkü seven adam için
    değerli olan tek şey varmış, o da çayırda
    tek başına ayakta durmaya çalışan eşi benzeri
    olmayan güzellikteki o tek papatya.

    ÖZÜR DİLERİM

    Hayat mektebinde,
    Kabuk bağlamış yaraya inat nefes almayı,
    Karanlığa inat,
    Bir mum ışığında yaşamayı öğrendim .
    Öğrenemediğim tek bir şey vardı;
    Unutulduğumu bile bile
    Ölümüne severken unutmayı öğrenemedim aq

    Kuru ekmekle,
    Tuza banıp karın doyurmayı,
    Sırtımdaki kamburuna inat
    Hayatla her an savaşmayı öğrendim.
    Öğrenemediğim tek bir şey vardı ;
    Gelmeyeceğini bile bile
    Yetim yüreğimle sensiz yaşamayı öğrenemedim

     

    Severken unutmayı
    Bir türlü öğrenemedim..
    Tek kusurum buysa;


    ÖZÜR DİLERİM...